EN FARKLI GÜMÜŞHANE ŞİİRİ
GÜL-İ RANA’YA ELMA BEYANI
-Sayın Talat ÜLKER’e-
Elmayı iki dilseler Gül-i Rana
Yarısı Karadeniz deseler
Yarısı Anadolu
Göğü dumanlı uca dağlar horona kalksa
Göğsü çimenli ala dağlar halaya
Türküsünü söylese ötede
Tomara Şelalesi, Yağmurdere Vadisi
Soy soylasa, boy boylasa Dedem Korkut
Ruhsat verse, savuşsak köprüsünden Dumrul’un
Yol düşürsek bir kuşluk geçidinde Sarıçiçek’e
Çamlıköy’e Gül-i Rana
Elmayı murattır derler Gül-i Rana
Muradımız dalda kalmasa, yolda kalmasa
Örümcek Ormanları’na takılmasa
Rivayet bu ya; biz bulmuşuz defineyi
Santa Harabeleri’nde
Karaca Mağarası’nda
Bizmişiz dalan uykuya
Ben, nun gemisinde aşka memur
Sen, uyanmak istemediğim
Rüya Gül-i Rana
Gökten üç elma düşse Gül-i Rana
Ninemin masalları ne güzel biterdi
Raflarda kuşburnu reçelleri olurdu
Sandıkların zencefil kokusuna bayılırdı çocuklar
Pestil yerdik –duttan- ceviz toplayıp
Köme yerdik –ballı- kürsü başında
Sevdiğimiz kıza dokunamazdık
Yazmasını görürdük düşümüzde bir savrum
Gül oya Gül-i Rana
Elmayı mendile koyarlar Gül-i Rana
Gümüşten işlemesi olur mendilin
Gümüş Ocakları bahtım gibi kapalı
Ağzını külünk açmaz, kepçe açmaz
Nerdesiniz Süleymaniye’nin altın çocukları?
Gümüşten kaşığınız, çatalınız olurdu siz doğmadan
Şimdi içi boş evleriniz var –hatıralardan-
Yaftası var alnında: “Gümüşhane Evi”
Sor, nerede de ki Gümüşhanevî?
-Sözü haddeden geçiren-
Dile gelse de anlatsa o pîri
Kuşakkaya Gül-i Rana
Elmayı daldan al Gül-i Rana
Daldan alma benden al, diyor Harput türküsü
Havva’dan alan kovuldu, biliyor âlem
Harşit bilir elma ateş demektir
Kelkit bilir elma aşk demektir
“Güntülü” bilir, “Selim Pusat” bilir
Kimsenin bilmediği bir nokta-yı süveydam var
Beni Mecnun’a döndürdün yarım elmaya
Sırrımı söyleme
Leyla’ya Gül-i Rana
R. Mithat YILMAZ
HERFENE dergisi s.51
